Yazar arşivleri: Av. Numan TANDOĞAN

ileAv. Numan TANDOĞAN

Katkı Payı Alacağı ve Artık Değere Katılma Alacağının Belirsiz Alacak Olarak Talep Edilebilmesi Hakkında

Eşlerin birbirlerine karşı talep edebilecekleri alacaklardan olan Katkı Payı Alacağı ve Artık Değere Katılma Alacağı ilgili taleplerin niteliği bakımından 6100 sayılı HMK’nun 107. Maddesi uyarınca belirsiz alacak olduğu ve her ikisinin de davanın açıldığı tarihte miktarı yahut değeri tam ve kesin olarak belirlenemeyen, belirlenmesi davacıdan beklenemeyen veya bunun imkansız olduğu, ancak karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğu hallerde adı anılan yasa uyarınca belirsiz alacak davasına konu olabileceğine ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin kararı bulunmakta olup somut duruma göre her iki talebin de belirsiz alacak olarak talep edilebilmesi mümkündür.

Devamını Oku

ileAv. Numan TANDOĞAN

Boşanan Eşlerin Talep Edebilecekleri Haklar ve Bunun Neticesinde Açabilecekleri Davalar

Boşanan veya boşanma sürecinde olan eşlerin taleplerine göre birbirlerine karşı açabileceği çeşitli davalar bulunmaktadır. Öncelikle hangi taleplerde bulunulacağının doğru bir şekilde tespit edilmesi gerekir. Hak kaybına uğramamak ve bu taleplerin analizinin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için alanında uzman avukatlara danışılmasında fayda vardır. Açılabilecek davalara ve istenebilecek taleplere gelirsek bunlar;

  • Artık Değere Katılma Alacağı
  • Katkı Payı Alacağı
  • Değer Artış Payı Alacağı
  • Ölüm Nedeniyle Tasfiyede Ayni Talep
  • Olağanüstü Mal Rejimine Geçiş
  • Diğer Eşte Kalan Malların İadesi
  • Paylı Mülkiyette Ayni Talep
  • Üçüncü Kişiye Karşı İleri Sürülecek Talepler

Bunlara ek olarak;

  • Dava başlangıcından dava sonuçlanana kadar tedbir nafakası,
  • Çocuk varsa çocuk için iştirak nafakası,
  • Yoksulluğa düşme ihtimali olan eş için yoksulluk nafakası,
  • Ve yine çocuk için yardım nafakası,
  • Şartları varsa maddi ve manevi tazminat talep edilebilir.

Yukarıda görüldüğü üzere açılabilecek davalar ve talep edilebilecek haklar çok çeşitli olup önemli olan hangi yolun izlenecek olmasıdır.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Bursa’da Ceza Avukatı

Bursa Ceza Avukatı

Bursa Ceza Avukatı

Bursa ili sınırları içerisinde, ceza avukatı arıyorsanız aşağıdaki haritadan ofisimizi ziyaret edebilir ve Bize Yazın bölümünden iletişime geçebilirsiniz.

Ceza hukuku, ceza kanununda ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suç tiplerinin toplumsal yaşamda meydan gelmesi halinde devreye girer ve uygulama alanı bulur. Ceza hukukunun günümüzde 2 temel amacı vardır. Bunlar genel ve özel önleme amaçlarıdır. Ceza hukukunda genel önleme dediğimiz zaman toplum halinde yaşayan insanların suç işlemesini önleme yani bireylerin suç işlemesi halinde suç oluşturan fiillerinden dolayı kanunlarda düzenlenen ceza yaptırımıyla karşı karşıya kalacaklarını bilmeleri ve bundan dolayı suç oluşturan fiilleri meydana getirmekten kaçınması ve böylece genel bir önleme gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Özel önleme amacı ise suç işleyen kimselerin hakkında kanunlardaki gerekli önlemlerin(cezaevi gibi) alınması suretiyle bu kişilerin bir daha suç işlemesinin engellenmesi ve suçlunun ıslah edilerek tekrar topluma kazandırılması amaçlanmıştır.

Ceza hukukuna ilişkin en temel düzenlemeler Anayasa’da yer almaktadır. Bunların içerisinde en önemli olanlarından m.38 ’e kısaca değinecek olursak;

  • Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz,
  • Kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez,
  • Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır,
  • Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur,
  • Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz,
  • Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz,
  • Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
  • Ceza sorumluluğu şahsidir,
  • Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz,
  • Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez,
  • İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir,
  • Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

Ceza avukatı nitelendirmesi her ne kadar günlük hayatta ve halk arasında kullanılmakta olsa da bu ad altında bir avukatlık dalı yoktur. Fakat uygulamada çalışma alanlarına bağlı olarak avukatlık mesleğin icra eden kimselerin özel çalışma alanlarının olduğu ve bu yönde faaliyet gösterdikleri görülmektedir. Ceza hukuku alanında çalışma yapan Bursa ceza avukatı bu alanda faaliyet gösterir.

Ceza Hukukunda Suç Kavramı

Türk Ceza Hukukunda suç tanımı kısaca kanuni tipe uygun olarak hukuka aykırı bir şekilde kast veya taksirle işlenebilen veya kanunda öngörülen şekillerde meydana getirilen hareket olarak nitelendirilebilir. Söz konusu tanım özet bir tanım olmasına rağmen suç tanımındaki unsurların alt başlıkları oldukça geniştir.

a. Kanuni Tipe Uygunluk

Bir suçun kanuni tipe uygun olması suç tanımının sadece kanunda yazdığı şekilde meydana gelebileceğini ifade etmektedir. Yani kanunda yer alan bir suç tipi ancak kanundaki şartları taşıması halinde oluşur. Yoksa kanunda suç sayılmayan bir fiilin suç teşkil ettiğinin düşünülmesi suç oluştuğu manasına gelmez. Doktrinde bu hususa olumlu hukuki hata denilmektedir. Birde olumsuz hukuki hata vardır. Bu durum ise kanunda suç sayılan bir fiilin suç teşkil etmediği düşünülerek işlenmesidir. Ceza kanunlarını bilmemenin mazeret olmadığı göz önünde bulundurulduğunda bir kimsenin kanunda suç sayılan bir fiilin suç teşkil etmediği düşünülerek işlenmesi geçerli bir sebep sayılamaz. Ancak bu durumun istisnası bulunmaktadır ve TCK m.30 ile düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca hata, kastı kaldıran hata ve kusurluluğu etkileyen hata olarak ikiye ayrılmaktadır.

b. Hukuka Uygunluk Sebepleri

Hukuka aykırılık unsuruna değinecek olursak bu husus aslında suç teşkil edebilecek fiilin hukuka uygun bir nedene dayanmamasını ifade eder. Bir başka deyişle, hukuka uygunluk sebebi olmamasına rağmen kanuni tipe uygun durumun gerçekleşmesi halinde suçun gerçekleşmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir olayda hukuka uygunluk sebeplerinden birisinin var olması halinde suç gerçekleşmeyeceği için ilgili kişiler bu duruma istinaden cezalandırılamaz.

Hukuka uygunluk sebeplerine gelirsek bunlar;

1. İlgilinin Rızası

Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez. İlgili kişinin rızasının geçerli olabilmesi için tasarruf edebileceği bir hakkı olması gerekir. Bunun yanında bu kişinin bu rızayı verebilmesi için ehliyetli olarak rızasını bu yönde açıklaması gerekir.

2. Hakkın Kullanılması

Hukuken korunan bir menfaatinden dolayı hakkını kullanan kimse cezalandırılmaz. Bu duruma örnek verecek olursak, düşünce hürriyeti kapsamında düşüncesini açılayan bir kimseye ceza verilmez. Veyahut hekimin tedavi maksadıyla gerekli tıbbi müdahalede bulunması halinde müdahale olunan kimseden veya istisnai durumlarda yakınlarından rıza alınması halinde bu müdahale hukuka uygundur.

3. Meşru Savunma (Meşru Müdafaa)

Meşru savunma, kişinin kendi kendini savunması olarak özetlenebilir. Bir olayda geçerli bir meşru savunma olabilmesi için kanundaki şartların somut olayda mevcut olması gerekir.

Meşru savunma Türk Ceza Kanunu md.25 ile düzenlenmiştir. Buna göre;

1.Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

2. Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. Hangi durumların meşru müdafaa kapsamında olduğunu ceza avukatı Bursa aracılığıyla öğrenebilirsiniz.

4. Kanun Hükmünü Yerine Getirme

Kanun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Buradaki kanun hükmünden kasıt görevin yerine getirilmesi halidir. Bu görev ise kanundan doğan bir görevdir. Örnek verecek olursa Ceza Muhakemesi Kanununda suçüstü sayılan durumlarda herkes yakalama yapabilir.

c. Fiil ve Netice Arasındaki Nedensellik Bağı

Yukarıda izah ettiğimiz üzere suçun maddi unsurlarından bir tanesi de fiildir. Fiil iki şekilde meydana gelebilir. Birincisi icrai, diğeri ise ihmali fiildir.

Netice ise hareket sonucu meydana gelen durum olarak ifade edilebilir. Her hareket ceza hukuku açısından anlam ifade etmez. Hareket sonucunda suç olabilmesi için hareketin kanunlarda gösterilen suç tanımındaki kanuni tipe uygun olması gerekir.

Son olarak fiilden dolayı suç teşkil eden neticenin meydana gelmesi gerekir. Bir başka deyişle, gerçekleştirilen fiil sonucunda kanunlardaki suç tanımı meydana gelmelidir. Dolayısıyla suç oluşması için fiil ile netice arasındaki nedensellik bağı(illiyet bağı) olmazsa olmazdır. Türk Ceza Kanunlarında nedensellik bağına ilişkin bir tanım yapılmamıştır. Ancak konuyu daha iyi anlamak için İtalyan Ceza Kanunundaki nedensellik bağı tanımına bakmakta fayda vardır. Buna göre nedensellik bağı, suçu meydana getiren zararlı veya tehlikeli netice, icra veya ihmalden doğmuş olmadıkça hiç kimse kanun tarafından suç sayılan bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağını ifade eder. Hangi fiillerin Türk Ceza Kanunu kapsamında olduğu hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için Bursa ceza avukatı ile irtibata geçebilirsiniz.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Bursa’da Boşanma Avukatı

Bursa Boşanma Avukatı

Bursa Boşanma Avukatı

Bursa sınırları içerisinde boşanma avukatı arıyorsanız adresimizi gösteren aşağıdaki haritadan faydalanabilirsiniz.

Boşanma Nedir?

Boşanma, evlilik birliği içerisinde olan eşlerin kanunda öngörülen nedenler ile açacağı dava yoluyla ve dava sonucunda hakim kararı verilmesiyle evlilik birliğinin sona ermesidir. Boşanma kavramı Medeni Kanununda özel olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla hangi nedenler ile boşanmanın olabileceği belirlenmiştir ve bunların haricindeki nedenler ile boşanma gerçekleşmez. Medeni kanun haricinde boşanmanın dayandığı bir takım ilkeler bulunmaktadır. Bu ilkelerin bir kısmı medeni kanunda da kabul edildiği için ilkelerin bir kısmı Türk hukukunda da uygulama alanı bulacaktır.

Boşanmanın ihtiva ettiği ilkelere değinecek olursak bunlar;

1.Kusur İlkesi

Kusur ilkesi uyarınca boşanma, sadece eşlerden birinin kusurlu olması halinde mümkündür. Bu nedenle boşanma davası açma hakkı, kusurlu olmayan eşe tanınan bir haktır. Boşanma davası açmak için gerekli şartlarınız mevcut olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız Bursa boşanma avukatı aracılığıyla profesyonel hukuki destek alabilirsiniz.

2.İrade İlkesi

İrade ilkesi ise eşlerin ortak iradeleriyle meydana getirdikleri evlilik birliğinin yine onların iradeleri uyarınca bozulmasını ifade eder. Özetle bu ilke boşanma eyleminin tarafların iradelerine bağlı olduğunu ve yine sadece onlar tarafından kullanılabileceğini belirtir. Nitekim Türk hukukunda evlilik kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olup yalnızca bu kişiler tarafından kullanılabilir.

3.Temelden Sarsılma İlkesi

Bu ilke ise evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması halinde bu evlilik birliğinin devam ettirilmesinin taraflar açısından bir faydası olmadığını ve artık evlilik birliğini devam ettirmenin bir manası olmadığını belirtir. Düşünüldüğünde evlilik kavramı hem eşlerin hem de çocukların mutlu ve huzurlu olması için gerçekleşen bir kurumdur. Artık bu amaca hizmet etmeyen evlilik birlikteliğinin aile birliği içerisindeki taraflara mutluluktan ziyade daha çok elem ve keder getirdiği gözetildiğinde bu ilke anlaşılmış olacaktır.

4.Elverişsizlik İlkesi

Elverişsizlik ilkesi, eşlerden herhangi birisinde ruhsal veya bedensel olarak meydana gelen sıkıntılardan dolayı evlilik birliğini ve ondan doğan sorumlulukların yerine getirilmesine olanak vermemesi halinde evlilik birliğinin sona erdirilebileceğini ifade eder.

Boşanmanın sebepleri aşağıda kısaca belirtilmiş olup bu konuda daha detaylı bilgi almak isterseniz ilgili linklere tıklayarak makalelerimize ulaşabilirsiniz.

Boşanmaya hakim olan ilkelerin haricinde Medeni Kanunda düzenlene boşanma sebeplerine gelirsek bunlar boşanmanın özel ve genel sebepleri olarak ikiye ayrılır. Boşanma sebepleri hakkında daha detaylı bilgi almak için boşanma avukatı Bursa ile görüşmeniz halinde hukuki destek alabilirsiniz.

a) Boşanmanın Özel Sebepleri

  1. Zina,
  2. Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış,
  3. Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme,
  4. Terk,
  5. Akıl Hastalığı.

b) Boşanmanın Genel Sebepleri

  1. Evlilik birliğinin temelden sarsılması,
  2. Anlaşmalı Boşanma,
  3. Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması.

Boşanmaya hazırlık evresinde boşanmaya esas teşkil eden hususların çok iyi analiz edilmesi gerekir. Bu analizin doğru yapılabilmesi için tarafların da boşanma konusu olabilecek olayları boşanma avukatına net ve objektif olarak aktarması gerekmektedir. Boşanma sebepleri medeni kanunda, Yargıtay karar ve içtihatlarında belirtilmiş olup her husus boşanmaya sebep teşkil etmediği gibi aksi hallerde boşanma davası reddedilir. Türk hukukunda boşanma sebebe ve hakimin kararına dayanmaktadır. İşbu nedenlerle Bursa boşanma avukatı tarafların anlattığı hususları etraflıca değerlendirip ona göre karar verecektir.

Türk hukukundaki boşanma sebepleri haricinde yurt dışındaki yabancı mahkemeler tarafından verilen boşanma kararlarının Türkiye’de geçerli olabilmesi için tanıma ve tenfiz davası açılması gerekir. Aksi takdirde tarafların evlilik birliği Türkiye’de devam edecek olup buna bağlı olarak mal paylaşımı, velayet ve nafaka hususlarına ilişkin çeşitli ihtilaflar meydana gelebilecektir. Bu tür sorunlarla karşılaşılmaması için yabancı mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren vakit kaybetmeden Türkiye’de tanıma ve tenfiz davası açılmalıdır.

Yukarıda izah edildiği üzere boşanma süreci oldukça karmaşık ve detaylı bir süreç olmasına rağmen bu konuda Bursa boşanma avukatından nitelikli hukuki destek alınması halinde kısa vadede ve etkin bir şekilde sona erebilmektedir.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Boşanma Avukatı

Boşanma Avukatı

Boşanma Avukatı Nedir ?

Boşanma esasında aile hukukunun alt başlıklarından sadece bir tanesidir. Boşanma kavramı tek bir konu olarak gözükse de aslında birçok konuyu ihtiva etmektedir. Boşanmadan kaynaklı meydana gelen her türlü sonuç ve buna bağlı tarafların hakları ve talepleriyle ilgili(nafaka, velayet, mal paylaşımı gibi) olarak çalışma yapan avukatlar uygulamada boşanma avukatı olarak anılmaktadır. Bizler de konunun daha kolay anlaşılması için bu ifadeyi yazımızda kullanmayı tercih edeceğiz.

Boşanma süreci taraflar için uzun ve yıpratıcı bir süreç olup hızlı ve etkin bir şekilde çözüme kavuşturulması taraflar için hayati önem arz etmektedir. Bu noktada sürecin profesyonel olarak takip edilmesi gerekir ve dolayısıyla boşanma avukatlarından hukuki destek alınması gerekir.

Boşanmaya hazırlık evresinde boşanmaya esas teşkil eden hususların çok iyi analiz edilmesi gerekir. Bu analizin doğru yapılabilmesi için tarafların da boşanma konusu olabilecek olayları boşanma avukatına net ve objektif olarak aktarması gerekmektedir. Boşanma sebepleri medeni kanunda, Yargıtay karar ve içtihatlarında belirtilmiş olup her husus boşanmaya sebep teşkil etmediği gibi aksi hallerde boşanma davası reddedilir. Türk hukukunda boşanma sebebe ve hakimin kararına dayanmaktadır. İşbu nedenlerle boşanma avukatı tarafların anlattığı hususları etraflıca değerlendirip ona göre karar verecektir.

Boşanma Sebepleri Nelerdir?

Özel ve genel olmak üzere boşanmanın 2 tane üst başlığı vardır. Bu başlıklar altında boşanmanın birden fazla sebebi bulunmaktadır.

Boşanmanın özel sebepleri;

Boşanmanın özel sebeplerinden ilki Zina’dır. Zina genel olarak evli bir eşin başka bir kadın veya erkek ile isteyerek cinsel ilişkide bulunmasıdır. Örneğin eşin cebren veya bayıltılarak ırzına geçilmesi halinde zina gerçekleşmez. Zina sebebiyle boşanma davası açabilmek için 3 ayrı şartın mevcut olması gerekir.

  1. Tarafların evlilik birliği içerisinde olması gerekir.
  2. Eşlerden birinin eşinden başka birisi ile cinsel ilişkide bulunmuş olması gerekir.
  3. Zina eden eşin bilerek ve isteyerek yani kusurlu olarak zina etmesi gerekir.

Özel sebeplerden bir diğeri ise hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranıştır. Hayata kast ve pek kötü onur kırıcı davranış iki ayrı sebep olduğu için ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

Hayata kast kısaca eşlerden birinin diğer tarafın hayatına kast edecek şekilde meydana getirdiği davranışlardır. Örneğin eşini öldürme girişiminde bulunma bu kapsamdadır. Fakat öldürme tehditleri boşanma sebebi olan hayata kast sayılmaz.

Pek kötü ve onur kırıcı davranış ise eşe karşı yapılan davranışların onda bedensel veya ruhsal sağlığına zarar vermesi olarak tanımlanabilir. Mesela eşini dövmek, aç bırakmak ve işkence etmek pek kötü ve onur kırıcı davranış sayılır.

Suç işlemek veya haysiyetsiz hayat sürme ise boşanmanın bir diğer özel boşanma sebebidir. Suç işlemek ve haysiyetsiz hayat sürme iki ayrı sebep olduğu için ayrı olarak incelenmesi gerekir.

Suç işlemek, eşlerden birinin küçük düşürücü bir suç işlemesi halinde bu durumdan dolayı diğer eşin onunla birlikte yaşaması beklenemeyecek halde olması halinde boşanma sebebidir. Bu tanımda küçük düşürücü suç üzerinde durulması gerekir özetle küçük düşürücü suçlar utanç verici suçlardır. Medeni kanunda her ne kadar küçük düşürücü suç diye tarif edilmiş ise de ceza kanununda küçük düşürücü suçlara ilişkin bir sınıflandırma yoktur. Dolayısıyla küçük düşürücü suç tasnifi uygulamadaki örnekler ve yargı kararları üzerinden tahdidi olmamak kaydı ile yapılabilir. Örneğin hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma küçük düşürücü suçlardan sayılabilir.

Haysiyetsiz hayat sürme, sürekli olarak şeref ve haysiyet kavramlarıyla uyuşmayacak şekilde yaşamak olarak tanımlanabilir. Salt bu yaşam tarzı boşanma için yeterli olmayıp bu durumun diğer eş için çekilmez halde olması gerekir. Örneğin uyuşturucu ticareti yapmak ve kumarbazlık haysiyetsiz hayat sürme olarak nitelendirilebilir.

Boşanmanın bir başka özel sebebi ise terk halidir. Terk, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan sorumlulukları yerine getirmemek maksadıyla ortak konuttan ayrılarak diğer eşi bırakıp gitmesi veya haklı bir sebep olmaksızın dönmemesidir. Terk hali en az 6 ay sürmelidir. Buna ek olarak terk hali devam ederken hakim tarafından yapılan ihtar sonuç vermemişse terk edilen eş boşanma davası açabilir. Örneğin hastalık ve öğrenim haklı nedenlerden sayıldığı için terk sayılmaz.

Akıl hastalığı da boşanmanın özel sebeplerindendir. Akıl hastalığının boşanma sebebi olabilmesi için 3 ayrı şartın mevcut olması gerekir.

  1. Öncelikle eşlerden birisini akıl hastası olması gerekir.
  2. Mevcut akıl hastalığının iyileşmesinin imkansız olması gerekir. Bu durum resmi sağlık kurulu raporuyla da tespit edilir. Aksi halde akıl hastalığı boşanma sebebi sayılmaz.
  3. Ve son olarak akıl hastalığının diğer eş için çekilmez olması gerekir.

Boşanmanın genel sebepleri;

Boşanmanın genel sebepleri özel sebepler gibi olmayıp kapsamı daha geniştir ve somut olaya göre hakim tarafından takdir edilecektir.

Evlilik birliğinin temelden sarsılması boşanmanın genel sebeplerinden ilkidir. Evlilik birliğinin temelden sarsılması ancak bu durumun tarafların ortak hayatlarını sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek olması halinde boşanma sebebidir. Yani ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmesi gerekir.

Evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için subjektif ve objektif şartların gerçekleşmesi gerekir.

Subjektif şart ortak hayatın çekilmez hale gelmesidir. Ortak hayatın eşlerden biri için çekilmez hale gelmesi yeterlidir.

Objektif şart evlilik birliğinin temelden sarsılmasıdır. Bu sarsılma ciddi ve şiddetli olması halinde evlilik birliğini temelden sarmış sayılır. Örneğin eşlerden birinin diğerine hakarette bulunması, aşırı kıskançlık. Ama her halükarda bu durumun varlığı hakim tarafından takdir edilecek olduğu için boşanma davası açmadan önce nelerin evlilik birliğinin temelden sarsılması sayılacağının boşanma avukatı tarafından belirlenmesi gerekir. Aksi takdirde boşanma davası reddedilecektir.

Anlaşmalı boşanma boşanmanın genel sebeplerindendir. Anlaşmalı boşanma, evlilik birliği en az 1 yıl süren eşlerin boşanmak için birlikte mahkemeye başvurması veya diğer eşin boşanma davasını kabul etmesi halinde söz konusu olabilir.

Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için hakimin tarafları bizzat dinlemesi ve tarafların boşanma iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat etmesi gerekir.

Bunun yanında boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında tarafların fikir birliğine varması gerekir. Aksi halde anlaşmalı boşanma değil çekişmeli boşanma söz konusudur.

Taraflar boşanma avukatı aracılığıyla boşanma protokolü düzenleyebilirler. İlerleyen zamanlarda sorun yaşamamak ve hak kaybına uğramamak için boşanma protokolünün profesyonelce hazırlanması tarafların yararına olacaktır. Aksi takdirde anlaştığını zanneden taraflar bu durumdan doğan sorunları gidermek için çok daha fazla zaman kaybetmekte ve aynı zamanda masraf yapmak zorunda kalabilmektedir.

Ortak hayatın yeniden kurulamaması boşanmanın genel sebeplerinden sonuncusudur. Ortak hayatın yeniden kurulamaması için öncelikle daha önce bir boşanma davası açılmış ve mahkemece reddedilmiş olması gerekir.

Verilen red kararının kesinleşmesinin üzerinden 3 yıl geçmiş olması gerekir. Bu sürenin hesabı kesinleşme tarihinden itibaren yapıldığı için kesinleşme tarihinin tespiti önem arz etmektedir. Mesela boşanmadan feragat hali kesinleşme şartının gerçekleşmesi olarak kabul edilir.

Üç yıllık zaman zarfı içerisinde ortak hayatın yeniden tesis edilememiş olması gerekir. Ve son olarak yukarıdaki şartların hepsinin var olmasının yanında eşlerden birinin dava açmak suretiyle boşanma isteminde bulunması gerekir.

Türk hukukundaki boşanma sebepleri haricinde yurt dışındaki yabancı mahkemeler tarafından verilen boşanma kararlarının Türkiye’de geçerli olabilmesi için tanıma ve tenfiz davası açılması gerekir. Aksi takdirde tarafların evlilik birliği Türkiye’de devam edecek olup buna bağlı olarak mal paylaşımı, velayet ve nafaka hususlarına ilişkin çeşitli ihtilaflar meydana gelebilecektir. Bu tür sorunlarla karşılaşılmaması için yabancı mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren vakit kaybetmeden Türkiye’de tanıma ve tenfiz davası açılmalıdır.

Yukarıda izah edildiği üzere boşanma süreci oldukça karmaşık ve detaylı bir süreç olmasına rağmen bu konuda boşanma avukatından nitelikli hukuki destek alınması halinde kısa vadede ve etkin bir şekilde sona erebilmektedir.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Aile Avukatı

Aile Avukatı

Aile Avukatı Nedir ?

Hukuk, toplum halinde yaşayan kişilerin hem birbirleriyle, hem de doğrudan toplumla olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünüdür. Toplum ise aile dediğimiz grupların bir araya gelmesiyle meydana gelir. Aile ise evlilik birliğinden iki kişinin diğer deyimiyle eşlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Söz konusu evlilikten bir süre sonra çocukların dünyaya gelmesiyle aile kavramı genişlemeye başlar ve döngü bu şekilde altsoylara doğru devam eder. Bu sebeple gerek eşlerin kendi aralarındaki, gerek anne ve baba ile çocuklar arasındaki kişisel ve diğer ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına aile hukuku denilir. Aile hukuku alanında çalışma yapan avukatlar ise aile avukatı olarak anılır.

Aile hukukuna ilişkin temel düzenlemeler 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 4721 sayılı Medeni Kanundur. Medeni kanun ile Aile hukuku 3 ana başlık altında ele alınmıştır.

1. Evlilik Hukuku

Bu bölümde eşlerin evlilik yoluyla bir araya gelmesinden başlayarak buna bağlı olarak boşanma ve tarafların aralarındaki mal paylaşımına kadar olan hükümler düzenlenmiştir.

  • Evlenme
  • Boşanma
  • Evliliğin Genel Hükümleri
  • Eşler Arasındaki Mal Rejimleri

2. Hısımlık Hukuku

Bu bölümde ise tarafların birbirleri arasındaki hısımlık bağı ve bunun kanunen ne şekilde meydana gelebildiği ve buna bağlı olarak aile ilişkileri geniş anlamda düzenlenmiştir.

  • Soybağının Kurulması
  • Aile

3. Vesayet Hukuku

Bu kısım ile düzenlenen hükümler, velayet altında olmayan küçüklerin, gözetilmeye ve yardıma muhtaç durumda olan reşit kimselerin korunmasına ilişkin kurum ve bu kurumların organları, görevleri, sorumlulukları ve ne şekilde sona erdikleri düzenlenmiştir.

  • Vesayetin Düzeni
  • Vesayetin Yürütülmesi
  • Vesayetin Sona Ermesi

Bu düzenlemeler haricinde aile hukukunun bir takım başka ilkeleri de bulunmaktadır. Bunlar özetle;

1.Süreklilik ve Birlik İlkesi

Aile hukukunda düzenlene ilişkiler niteliği itibariyle süreklilik arz eden ilişkilerdir. Örnek verecek olursak evlilik ilişkisi taraflardan birinin veya ikisinin bu birliği sona erdirme iradesi ortaya koymasına kadar devam eder. Bunun yanında aile hukukunda birlik ilkesi hakimdir. Birlik ilkesinden anlaşılması gereken dar anlamda aile kavramıdır. Yani eşler ve çocuklar arasındaki birliktelik ifade edilir.

2.Zayıfların Korunması İlkesi

Aile hukukuna hakim olan ilkelerden bir diğeri ise zayıfların korunmasının benimsenmiş olmasıdır. Gerek eşlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde gerekse çocukların anne ve babalarıyla olan ilişkilerinde zayıfların korunması ilişkin hükümler aile hukukunda yer almaktadır.

3.Tarafların Kendi Aralarında Düzenleme Yapma İmkanının Bulunmaması

Aile hukuku kapsamına giren ilişkiler sadece kanunda düzenlenmiş olanlarla sınırlıdır. Başka bir deyişle, kanunda düzenlenmemiş bir ilişkiyi eşler kendi aralarında yapacakları bir anlaşma ile düzenleyemezler. Çünkü aile hukuku içerisindeki ilişkiler kamu düzeni ve ahlak ilkelerinden oluşur. Örneğin Medeni Kanun uyarınca anne veya baba çocuklarını evlatlıktan reddedemezler.

4.Devlet Müdahalesi

Aile hukukuna ilişkin düzenlemeler kamu düzeninden olduğu için devlet sadece kamu yararı için kanunla düzenlenen hususlarda denetleme fonksiyonunu yerine getirir. Örnek olarak evlenmenin geçerli bir şekilde yapılabilmesi için resmi bir memur önünde yapılması gerekir.

5. Eşler Arasında Eşitlik İlkesinin Hakim Olması

Aile hukukuna hakim olan eşler arasındaki eşitlik ilkesi sadece medeni kanunda değil tüm dünyada kabul gören bir anlayıştır. Nitekim buna ilişkin birçok düzenleme bulunduğu gibi Türkiye’nin de kabul etmiş olduğu Birleşmiş Milletler uyarınca düzenlenen İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde bu hususa yer verilmiştir. Bunun haricinde Anayasamızda “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” bu durum açık bir şekilde düzenlenmiştir.

Yukarıda izah edilen nedenlerden dolayı meydana gelen ihtilaflar aile mahkemelerinde görülür. Bu ihtilaflardan dolayı meydan gelen her türlü hukuki yardım için taraflar dilerlerse kendilerine aile avukatı seçebilirler.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Ceza Avukatı

Ceza Avukatı

Ceza Avukatı Nedir?

Ceza avukatı nitelendirmesi her ne kadar günlük hayatta ve halk arasında kullanılmakta olsa da bu ad altında bir avukatlık dalı yoktur. Fakat uygulamada çalışma alanlarına bağlı olarak avukatlık mesleğin icra eden kimselerin özel çalışma alanlarının olduğu ve bu yönde faaliyet gösterdikleri görülmektedir.

Özetle ceza avukatı diye tabir edilen avukatlar vekili oldukları mağdur, şüpheli, müşteki, sanık veya diğer şahıslara genellikle soruşturma ve kovuşturma sürecinde hukuki yardımda bulunmaktadır.

Ceza avukatının hukuki yardımından yararlanabilecek kişiler kimlerdir?

Kısaca failin meydana getirmiş olduğu eylemden zarar gören kimseye mağdur denilmektedir. Somut olaylarda eylem olması şart olmayıp suçun oluşması başka şekillerde de mümkündür. Mağdur suçun maddi unsurlarından olup her suçta bulunur. Bu noktada unutulmaması gereken sadece gerçek kişilerin suçun mağduru olabileceği tüzel kişilerin ise sadece suçtan zarar gören konumunda olduğudur. Kanunlarda yer alan suç tiplerine uygun suçlardan dolayı hukuken korunan bir menfaati olan kimsenin uğramış olduğu bu zarardan dolayı ilgililerden şikayetçi olması halinde artık müşteki olarak anılacaktır. Müştekilik kavramının önemi soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlar açısından önemli olup takibatı ilgilisi tarafından şikayetçi olunmasına bağlıdır. Fakat bazı suçların soruşturulması veya kovuşturulması şikayete bağlı olmayıp takibi savcılık makamı tarafından kamu adına yapılır. Dolayısıyla her mağdur müşteki olmayabilir.

Şüpheli ise soruşturma aşamasında hakkında suç isnadı olan kimsedir. Soruşturma aşaması sona erdikten sonra savcılık makamı tarafından iddianame düzenlenerek kovuşturma aşamasına geçilmesi halinde soruşturma aşamasında şüpheli olarak anılan kimse artık sanık olarak anılacaktır. Fakat bu şahıs 18 yaşından küçükse hukuken çocuk sayıldığı için soruşturma ve kovuşturma aşamasında suça sürüklenen çocuk olarak anılacaktır.

Ceza avukatı hangi aşamalarda faaliyet gösterebilir?

  • Polis, Jandarma ve Savcılık huzurunda ifade alınması sırasında,
  • Hakkınızdaki her türlü işlem evrakını (tutanaklar, görüntü, beyanlar veya raporlar, kamera kaydı vs.) inceleme,
  • Suç şüphesi altında olan kişi yakalanmış veya gözaltına alınmışsa ceza avukatı ile görüşme,
  • Gözaltı, Tutukluluk, Yakalama ve çeşitli tedbirler hallerinde itiraz,
  • Asliye Ceza Mahkemesi, Ağır Ceza Mahkemesi ve Sulh Ceza hakimliğinde duruşmalara katılma,
  • Lehe olan hususları ve delilleri soruşturma ve kovuşturma aşamasında ilgili makamlara sunma,
  • Ceza infaz aşamasının hukuka uygunluğuna ilişkin denetimi

alanlarında ceza avukatı savunma hakkını temel hak ve özgürlükler doğrultusunda kullanır.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Gayrimenkul Avukatı

Gayrimenkul Avukatı

Gayrimenkul Avukatı Nedir?

Gayrimenkul hukuku esasında eşya hukuku içerisinde ele alınır. Eşya hukuku içerisinde hem taşınır hem de taşınmazlara ilişkin hükümler mevcuttur. Fakat gayrimenkul hukuku adından da anlaşılacağı üzere taşınmazlarla ilgili olan hukuk dalıdır. Aslında gayrimenkul avukatı diye bir avukatlık dalı olmamasına rağmen gayrimenkul hukuku ile ilgili çalışma yapan avukatlara gayrimenkul avukatı denilmektedir. Gayrimenkul avukatı da taşınmazlarla ilgili olarak meydana gelen her türlü ihtilaf ve hak talepleriyle ilgilenir.

Gayrimenkul hukukunda aşağıda anlatılan ve uygulamada sıkça karşılaşılan konu başlıkları altında avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır.

Tapu İptali ve Tescil Davaları

Tapu iptali ve tescili davaları çeşitli nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Kısaca izah etmek gerekirse hukuka aykırı ve haksız bir şekilde taşınmazın üçüncü kişilere devri halinde tapunun iptali ve hukuken korunmaya değer bir hakkı bulunan kimsenin bu tapunun adına tesciline karar verilmesini istemesidir.

Tapu iptali ve tescili davalarına örnek olarak hissedarlara usulune uygun olarak bildirim yapılmadan hisseli bir yerde pay sahibi olan kimsenin payını mevcut paydaşları dışında bir kimseye satması halinde paydaşların kanunundan doğan önalım hakkını kullanmak suretiyle tapunun iptalini ve kendi adına tescilini istemesi verilebilir. Hakeza uygulamada çokça karşılaşılan muris muvazaası halinde de tapu iptali ve tescili davası açılabilir.

İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davaları

İzale-i şuyu diğer adıyla ortaklığın giderilmesi davaları birden fazla kişinin aynı taşınmaz üzerinde birlikte malik olmaları halinde söz konusu olmaktadır. Bir taşınmaz üzerinde birden fazla kişinin hak sahibi olması halinde tarafların her birine taşınmazın paylaştırılmasını veya satılması suretiyle bedelinin taraflara ödenmesi suretiyle paylaştırılmasını isteme hakkı verir. Taşınmazın paylaştırılmasından sonra taraflar dilerse kendilerine düşen pay oranında serbestçe tasarrufta bulunabilirler.

İzale-i şuyu davalarında hem davacı hem de davalılar taşınmazda pay sahibi olan kimselerdir. Tüm paydaşların davada yer alması gerekir. Taraflardan birinin ölümü halinde ölen kişi adına mirasçılık belgesi ya da diğer adıyla veraset ilamı alınması gerekir. Veraset ilamı çıkarıldıktan sonra yeni mirasçılar ortaklığın giderilmesi davasına dahil edilecektir.

Ortaklığın giderilmesi davaları Sulh Hukuk Mahkemelerinde görülür. Taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesinde paydaşlardan herhangi birisi izale-i şuyu davası açabilir.

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, arsa sahibi ile sözleşme konusu taşınmazı inşa etmeyi üstlenen kimse arasında yapılır. Özetle arsa sahibi olan kimsenin malik olduğu yer üzerinde sahip olduğu pay oranında inşa olunacak olan taşınmazdan pay almasıdır. Bu anlaşma genellikle arsa sahibi ve müteahhid ya da yüklenici arasında karşılıklı anlaşma suretiyle yapılır. Müteahhid veya yüklenici bina inşa etmek ve binanın bağımsız bölümlerinin arsa sahibine teslim etmek suretiyle arsa sahibinin payının mülkiyetini devralır. Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde her iki tarafın da ayrı ayrı hak ve yükümlülükleri bulunmaktadır.

Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde inşaatı meydana getirmeyi taahhüt eden kimse bu inşaatı sözleşmeye uygun meydan getirmek zorundadır. Aksi halde meydana gelen zararlardan sorumlu olacaktır. Bu noktada sözleşmenin detaylı ve titiz bir şekilde profesyonel olarak hazırlanması her iki taraf açısından zarara uğramamak için önem arz etmektedir. Taraflar arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden uyuşmazlık çıkması halinde taraflar sözleşmeden doğan haklarını dava edebilirler. Sözleşmede hüküm olmayan hallerde borçlar kanunda yer alan ilgili hükümler uygulanacaktır.

Kamulaştırma Davaları

Kamulaştırma, kamu yararı olması halinde idari işlemler ile yasal prosedürleri tamamlandıktan sonra özel kişilere veya tüzel kişiliklere ait olan taşınmazların idareye tahsis edilmesi için yapılan işlemlerin tamamıdır. Mesela yol veya elektrik santralleri yapımı için devletin ihtiyacı olan taşınmazları mahkemelerce kararlaştırılan kamulaştırma bedelini önceden ödemek suretiyle tapu sahiplerinden alması örnek olarak verilebilir. Kamulaştırma prosedürleri içerisinde çeşitli ihtilaflar meydana gelebilmektedir. Bu ihtilaflardan doğan hususların yargıya taşınması halinde kamulaştırmaya ilişkin davalar gündeme gelmektedir.

Kat Mülkiyetinden Kaynaklanan Davalar

Yalnızca kat mülkiyeti olan taşınmazlar üzerinde kat mülkiyetinden kaynaklanan her türlü hukuki uyuşmazlık kat mülkiyetinden kaynaklanan davalara konu olur ve sulh hukuk mahkemesinde görülür. Kat mülkiyetinden kaynaklanan uyuşmazlıklar çok çeşitli olup örnek verecek olursak kat maliklerinin aidat borcunu ödememesi, yönetim planı, olağan ve olağanüstü toplantının yapılması, genel kurul kararlarının iptali, yönetici ve denetçinin seçilmesi, kat mülkiyetinden doğan genel masraflara katılma, bağımsız ve ortak bölümler ve bunlara bağlı olarak meydana gelen ihtilafların hepsi kat mülkiyetinin konusunu oluşturur.

Ecrimisil Davaları

Ecrimisil, malik olunan taşınmazın başka bir paydaş veya bir başka üçüncü kişi tarafından kullanılması veya başka bir suretle yarar elde edilmesi halinde bundan yararlanan kimsenin işbu kullanım nedeniyle taşınmazın maliki/malikleri olan kimseye ödemek zorunda olduğu bedeli ifade eder. Türk hukukunda ecrimisil, haksız zilyetlerin kullanma karşılığı ödeyecekleri bir çeşit kira bedelidir. Örnek olarak birçok malikten biri olan paydaşın tarlanın tümünü kullanmak suretiyle ürün yetiştirmesi ve buradan gelir elde etmesi nedeniyle payları oranında diğer paydaşlara ecrimisil bedeli ödemesi verilebilir.

Müdahalenin Men’i (Elatmanın önlenmesi) Davaları

Müdahalenin men’i, sahip olduğu taşınmazın kendisinden izin veya onay alınmadan başka kimseler (başka bir paydaş olabileceği gibi başka bir üçüncü kişi de olabilir) tarafından kullanılması ve fayda sağlanması halinde bu kişilerin taşınmazı kullanmasının engellenmesidir. Elatmanın önlenmesi davası malike, mülkiyet hakkından doğan yetkilerini kullanmasının geçerli bir sebebe dayanmadan güçleştirildiği durumlarda bu müdahaleye karşı kendisini koruma imkanı sağlar.

Elatmanın kusurlu bir şekilde meydana gelmesi şart değildir. Fakat elatma haksız olmalıdır. Bazı durumlarda elatma geçerli bir hukuki sebebe dayanıyorsa malik buna katlanmak zorundadır. Örnek verecek olursa taşınmazın kiraya verilmesi düşünülebilir. Artık bu halde taşınmazın sahibi olan kimse elatmaya katlanmak zorunda olduğu için müdahelenin men’i davası açamaz.

Taşınmazın sahibi olan kimse müdahalenin men’i davası ile taşınmazına yapılan saldırıyı önlemekte ve ortadan kaldırmaktadır. Buna ek olarak müdahale zarara yol açmış ise elatan kimseden bu zararın tazmini istenebilir.

İstihkak Davaları

Uygulamada birbiriyle sıkça karıştırılan müdahelenin men’i ile istihkak davasınını karıştırmamak gerekir. Müdahelenin men’i tapuda malik olarak gözüken kimsenin haksız işgalleri önlemek için izlediği bir yol iken İstihkak davası tapudaki yolsuz kayıt yüzünden tapu kaydının düzeltilmesinin talep edilmesidir.

İstihkak davası mülkiyet hakkına dayandığı için davacı öncelikle mülkiyet hakkını ispat etmek zorundadır. Davacı bunun yanında davanın açıldığı tarihte davalının malın dolaysız zilyedi olduğunu da ispat etmelidir.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Sürdürülebilir Güven

Tandogan&Tandogan Hukuk Bürosu kurulduğunu günden itibaren çözüm odaklı hukuk anlayışıyla kendi alanlarında yetişmiş profesyonelleri ve uzman hukukçularıyla müvekkilerine hizmet etmektedir.

ileAv. Numan TANDOĞAN

Hukuki Danışmanlık

Yasal değişiklikler ve mevzuattaki gelişmeler hakkında müvekkillerimize yönelik hazırladığımız araştırma yazıları ve diğer yayınlar için Makaleler sayfamızı, faaliyetlerimiz hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak için Faaliyet Alanları sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.